Teker teker bastığı tuşlar kendisinde basma arzusunu arttırdıkça
arttıracak seslerin yankı bulmasına sebebiyet veriyordu. Kapkaranlık
odanın en orta yerinde yılların birikintisine parlaklığıyla karşı
koyamasa da yaratabildiği ahenkle fazlasıyla dayanabilmişti.
Ufak bir mum yaktı. Neden yaktığını bilmiyordu. Baktı buğulanmış
gözleriyle. Onda bir ayakkabı boyacısının dram dolu hayatını anımsatan
duygular uyandırıyordu. Anlam verememesine şaşırmadı. Sadece iki
kadehti ona eşlik eden. Büyülü iki kadeh… Ayağa kalktığını anımsaması
uzun sürmedi. Bir iki adım ilerledikten sonra vazgeçti. Yetmemişti.
Yetmeyen neydi? Döndü sendeleyerek. Düşünmeyi sevmezdi. Soğutmuştu bir
şeyler onu düşünmeye karşı. İşte bu yüzden uzatmadı onun için
anlamsızlaşmış eylemini…
Deri bir sandalyesi vardı. Yıllar önce aldığında dört tane ayağı ve
kusursuz bir görünümü olan sandalye şimdilerde bir mumun yanmaya küsüşü
gibi yüz çevirmişti hayata.
Varlığınla yokluğun
arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali
olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır
arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir
kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya
�Konuş konuş konuş� derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık
sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim
dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa �?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek
bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi
yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık,
yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve
gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir
bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla
hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen
günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık
bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.
Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak
verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve
çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim
hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat
şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi.
Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç
aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi�
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak....